Basın Açıklaması

CHP Sözcüsü Güler, doğalgaz ve elektriğe yapılan yüksek oranlı zamların ancak Hükümet Şımarıklığı ile yapılabilecek zamlar olduğunu söyledi.

02 Nisan 2012 - Pazartesi

“Doğalgaza ve elektriğe gelen yüksek zamlar öncelikle hane halklarını vurdu. Hükümet, faturaları kabartan ÖTV ile KDV’yi sembolik düzeye düşürmelidir”

-“Zamlar yanlış enerji politikasının ve bu yanlış politikadan kaynaklanan yüksek maliyetin halkın üç kuruşluk gelirinden finanse edilmesinden başka bir şey değildir.”

-“Bugüne kadar 431 ilçe kongremiz tamamlandı. Kırıkkale, Tunceli ve Iğdır’da il kongrelerimizi yaptık. 16 il, ilçe kongrelerini bitirdi ve il kongresini yapmaya hazır. 8 yıldan beri yapılmayan Kadın ve Gençlik kurultaylarımızı ise CHP’nin 2 yıl görev yapacak yöneticilerini seçecek olan büyük kurultay izleyecek.”

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başkanlığı’nda toplanan CHP MYK çalışmalarını tamamladıktan sonra CHP Sözcüsü Prof.Dr. Birgül Ayman Güler bir basın toplantısı düzenledi ve şunları söyledi;

Değerli basın mensupları,

2 Nisan 2012 Pazartesi günü CHP Merkez Yönetim Kurulu toplantısını tamamladı. 13.00’de başladık. Şimdi toplantıda yapılan bazı değerlendirmelere ilişkin bilgi vereceğim.

MYK, her zaman olduğu gibi Genel Başkanımızın sunuşuyla başladı, siyasi değerlendirmelerle devam etti ve örgüt toplantıları, örgüt çalışmalarına ilişkin bilgilendirmelerle sürdü. Gerekli kararlar alındı.

Öncelikle şunu söyleyeyim. Biliyorsunuz biz 26 Şubat’ta tüzük kurultayımız için toplanmıştık. Ama aynı anda da bizim seçimli kongre sürecimiz devam etmekteydi. Bugüne kadar 431 ilçe kongremizi tamamlamış bulunuyoruz. 3 ilimizde de il kongrelerimizi yaptık. Kırıkkale, Tunceli ve Iğdır’da. Şuanda 16 il ilçe kongrelerini bitirmiş ve il kongresini yapmaya hazır. Böylece bahar aylarında CHP önümüzdeki 2 yıllık yöneticilerini seçimle belirlemiş olacak.

Haziran ayında da kadın ve gençlik kurultaylarımızı gerçekleştireceğiz. Böylece yerel seçimlere Cumhuriyet Halk Partisi hem ana kademede, hem kadın ve gençlik kolları bakımından kurultaylarla yöneticilerini belirlemiş olacak. Yerel seçimlere böyle hazırlanacağız.

Gençlik ve kadın kurultayı bizim için önemli. Çünkü 8 yıldır her ikisi de maalesef yapılamadı. 8 yıllık ara Cumhuriyet Halk Partisi için çok geniş bir ara, tahammülü olmayan bir ara. 1960 – 1980 arasında 2 yılda bir hiç aksamadan yapılan kongre geleneğimize yan kollar bakımından 12 Eylül 1980 darbe vurmuştu. 94 yılına kadar yasaklar olduğu için yan kol örgütlenmesinde ne yazık ki bu kurultayları yapma şansımız yoktu. Son 2 kongrenin arasında 8’er yıl olması da 12 Eylül’ün yarattığı tahribat diye açıklanmak gerekir. Böylece 12 Eylül’ün tüm izlerini bu kongrelerle beraber yan kollardan sileceğimizi umut ediyoruz.

Bugün en ağırlıklı konu zamlardı. Biliyorsunuz doğalgaz ve elektrik fiyatlarına oldukça yüksek oranlarda zamlar yapıldı. Zamların nedenine ilişkin olarak enerji bakanının açıklamaları iki noktaya düğümlendi. Çünkü dedi doğalgaz fiyatları dünyada arttı ve siyasal istikrarsızlık nedeniyle biz etkilendik. Yoksa bunların, bu zamların iç nedenleri yoktur. Oysa doğalgaz fiyatları dünyada artmadı. Öncelikle onu söylemekte yarar var. Avrupa İstatistik Kurumunun yaptığı açıklamaya göre aksine 2009 – 2011 arasında Avrupa’da doğalgaz fiyatları düşmüş. Ama Sayın bakanın açıklamasında doğru bir yan var. Doğalgaz fiyatı endeksli bir fiyat. Petrol ve petrol ürünlerine endekslenerek belirlenen bir fiyat ve ham petrol fiyatlarında gerçekten de yükselişler oldu. Mesele bunun doğalgaza AB ülkelerinde birebir yansıtılmamasının başarılmasıdır. Orada doğalgaz fiyatlarının düşük olma nedeni budur. Oysa bizim ülkemizde bu başarı gösterilemedi. Biz zamlarla ilgili olarak yapılmış olan iki açıklamanın da gerçekdışı olduğu kanısındayız. Nedenlerini birkaç noktada rakamlar izlinizle vererek açıklamak isterim.

Öncelikle Türkiye’de tüketilen enerjinin % 33’ü doğalgaza dayanıyor. Ve bizim elektrik üretimimizin de %46’sı doğalgazdan elde ediyor. Toplam tüketilen enerjinin %33’ü oldukça büyük bir oran doğalgaz. Elektrik üretimimizin ise %46’sı doğalgaz. Dolayısıyla doğalgaz ile elektrik fiyatları biranda birbirlerini zincirleme etkileyecekler. Bu yapısal bir özellik. Biz ne yazık ki, enerjimizin büyük bölümünü elektrik dahil birebir bağladığımız doğalgazda %98 oranında dışarı bağımlıyız. Biliyorsunuz Türkiye’nin ne yazık ki doğalgaz kaynakları yok. Rusya, Azerbaycan, İran, Cezayir, Nijerya gibi ülkelerden biz doğalgazı elde ediyoruz.

Bütün meselede aslına bakarsanız basit bir gerçekte düğümleniyor. Eğer petrol ürünlerine endeksli olan doğalgaza dayamışsanız enerji varlığınızı. Petrolü kontrol edemediğinize göre doğalgazı da kontrol edemeyeceğiniz açık. E döviz kuru dediğimiz yapıyı da dünya piyasalarından etkilenerek belirliyorsunuz. Burada da ana oyuncu değilsiniz.

Dolayısıyla ne petrol fiyatını ne de doğalgaz fiyatını belirleme gücünüz var. Ama enerji olmadan da hiçbir şey yapmak mümkün değil. O halde enerji politikanızın çok net olarak formüle edilmiş olması gerekir. Bu formülasyon ilginç hükümetin bu sene açıkladığı programında vardı. Doğru formülasyon o programda vardı. Dışa bağımlılığı azaltmak. Enerjide dışa bağımlılığı azaltacak politikalar uygulamak. Ama tabi yani hükümet programında 4+4+4 nasıl yoktu ama birdenbire oluverdiyse, hükümet programında yazılmış olan şeylerde olmayıveriyor. Aslında siyasi disiplinden söz etmek hakikaten güç. Doğalgaza bağımlılık %98 oranındayken, Enerji Piyasası Düzenleme ve Denetme Kurulu şuanda Türkiye’nin kurulu kapasitesine denk kapasitede lisanslar vermiş durumda. İthal kömür ve doğalgaz santralleri yapılsın diye.

Şimdi içinde bulunduğumuz zam baskısı bu yanlış politikadan kaynaklıdır. Bu politikanın değiştirilmesi gerekir iken EPDK, uzun adını biraz önce söyledim. Şuanda ithal kömür ve doğalgaz lisanslarını kurulu kapasitemize denk olacak kadar büyük bir kapasite için vermiş durumda. 53 bin megawat kurulu kapasitemiz olduğundan söz ediliyor. 50 bin megawat saatlik kurulu EPDK lisansı var ortada. Dolayısıyla şimdiye kadar yapılmış yanlışlara ilişkin olarak bakın bu yanlış, dışa bağımlı olduğumuz kaynaklardan enerji politikamız bu zararı görür, altından kalkamayız. Bizi dinleyin düzeltelim diyeceğiz ama şuanda verilmiş olan lisanslar ve geleceğe dönük olarak yapılacak olan yatırımlar bizim dışa bağımlılığımızı enerjide katlayacak olan lisanslar. Yani bir yanlış enerji politikası tercih edilmiş ve o yanlış enerji politikası da devam ettirilme ısrarında görünüyor.

Şuanda doğalgaza ve elektriğe gelen bu yüksek zamlar öncelikle elbette hane halklarını vurdu. Bizim hükümete bir; bu yanlış enerji politikasından dönün. İthal kömüre ve doğalgaza dayanan bu yeni santraller lisanslarını iptal edin çağrımız var. Ama birde hemen hane halklarını rahatlatmak için çok daha güncel yaşama dönük bir çağrımız daha var. Doğalgazın üzerinde Botaş’ın alımından sonra ÖTV %3 yüktür, Özel Tüketim Vergisi. Dağıtım şirketleri sayıları yaklaşık 30 olan dağıtım şirketlerinin kar payı 3 – 3,5 oranındadır. Katma Değer Vergisi de bir zaman %1 iken şuanda %18’dir.

Dolayısıyla şimdi hane halklarını vuran bu yeni zamlar aslında durmadan ve durmadan açık veren hükümeti finanse etmek için cebimize uzanmış hükümet elinden başka bir şey değildir. Hükümete bu bakımdan çağrımız şudur; ÖTV ile KDV’yi sembolik düzeye düşürün. Özel Tüketim Vergisini %3 – 3,5 düzeyinden %1 düzeyine düşürün. %0,5 düzeyine düşürün. Katma Değer Vergisini %18 düzeyinden iz bedeli olsun %1 düzeyine düşürün. Ve böylece bu yanlış enerji politikasıyla durmadan yurtdışına aktardığınız kaynakları hane halkının, bu ülkenin emekçilerinin cebinden finanse etmekten vazgeçin. Yaşam yeterince katlanılmaz. Bu katlanılmazlığı daha da arttırmayın diyoruz. Zamlar yanlış enerji politikasını ve yanlış enerji politikası nedeniyle doğan yüksek maliyetin halkın üç kuruşluk gelirinden finanse edilme çabasından başka hiçbir şey değildir.

Bu rahatlığı merak ettik Merkez Yönetim Kurulunda. Bu yüksek, gerçekten yüksek, bir siyasi iktidarın göze almakta zorlanabileceği oran %20 gibi bir zam. Bu kadar rahat yapılabilmesi nasıl açıklanabilir diye düşündük. Bizim eriştiğimiz sonuç şudur; hükümet şımarıklığı. Ne yaparsam yapıyım nasıl olsa buradayım. Hükümetin bu zamlar örneğinde görüyoruz ki halka hesap verme refleksleri sıfır düzeyine inmiştir. Bütün o baskıcı, otoriter ve diktatoryal uygulamalarında maddi zemini anlaşılan budur.

Kısacası zamlardan söz ederken aslında Türkiye’nin demokrasisinden söz ediyorum. Böyle bir bağlantısı olduğunu dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Değerli basın mensupları, elbette tüm dünyanın gündeminde olduğu gibi bizim gündemimizde en başından buyana dış ilişkiler bakımından içinde bulunduğumuz dönemde Suriye var. Suriye’nin dostları toplantısı yapıldı. Bu toplantıya Türkiye ev sahipliği yaptı. ABD Dışişleri Bakanı burada boy gösterdi. Ama bu problemin barışçıl biçimde çözülebilmesi için uzlaşmayı sağlayacak olan taraflar Rusya ve Çin ve İran gibi. Onlar yoklardı.

Dolayısıyla Suriye’nin dostları toplantısı sonunda açıklanan bildirgeyi incelediğimizde gördüğümüz şey toplantının bir özetinin yapılması oldu. Ama orada karar yoktur. Yani Suriye’nin dostları toplantısı bir fiyaskodur.

Buna karşılık geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisinin ev sahipliği yaptığı Sosyalist Enternasyonalden doğrudan konusu Suriye olmasına rağmen çok daha net bir mesajın çıktığını hatırlatmak isterim. Silahlı müdahaleye taraftar değiliz. Karar olarak Sosyalist Enternasyonal’den çıkan görüş idi.

Şunu söylemek istiyorum özellikle ki. Sözüm ona Suriye’ye ilişkin politikayı belirleme iddiası taşıyan, karar dahi alamayacak kadar dağınıklardır. Türkiye’nin oradaki rolü kraldan çok kralcılıktır.

Aynı zamlarda olduğu gibi bu ense daha çok tokat kaldırır, getir zammı, ver zammı politikası gibi burada da ne yazık ki Türkiye sözünü dinletemeyen bir ülke olarak dünya tarihindeki yerini almaktadır. Bu bizim için üzüntü verici.

Dış ilişkilerle ilgili olarak Suriye’yle de bağlantılı. Ama bizim dünya genelinde pozisyonumuzu sarstığına inandığımız için üzgün olduğumuz bir gelişme Başbakanın İran’ı ziyaretiydi. İran’da ev sahibi Başbakanı kabul etmedi. Rahatsız olduğu söylendiği zaman diliminde iki başka heyeti kabul etti. Başbakan orada bir gün bekletildi. Buna ilişkin olarak en küçük bir rahatsızlık hissetmedi. Türkiye’nin onurunu şahsında savunamadığı taşeron politikacı, ülkesinin onurunu bizce savunamaz. Bunu görmenin, seyretmek zorunda kalmanın üzüntüsü içinde olduğumuzu dile getirmek isterim.

Bugün Merkez Yönetim Kurulunda temel olarak üzerinde durduğumuz konular bunlardı. Eğer sorularınız varsa yanıtlamayı arzu ederim.

Evet sorular için belki size fırsat vermek üzere bir başsağlığı dileğimizi iletmek istiyorum. Ne yazık ki, bugün Keçiören’de bir kömür sobasından sızan karbon monoksit gazı 5 yurttaşımızın ölümüne neden oldu. İlginç olan, doğalgaz alma olanağı bulunanların kömür sobasına yaslanmalarıdır. Bu yoksullara kömür politikası doğalgazdaki pahalılaşmayı önleyemeyen dışa bağımlılık politikasının kurbanlarıdır 5 yurttaşımız. Onlara rahmet diliyoruz. Yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Ama o 5 yurttaşın bu zam ve enerji politikasıyla ilgili olarak ortaya çıkan acı bir sonuç olduğunu değerlendirmemizi de dikkatlerinize sunuyoruz.

Bugün yine biz toplantımızı sürdürürken aldığımız bir haberdi bu. İstanbul Gaziosmanpaşa kaymakamlığının içinde bulunan nüfus müdürlüğünün önünde bir patlama olduğu haberini aldık. Burada da iki vatandaşımızın yaralandığı bildirildi. Yaralılara acil şifalar diliyorum Merkez Yönetim Kurulu üyeleri ve Genel Başkanım adına. Bu ne tür bir saldırıdır elbette en kısa zamanda öğreneceğiz. Ama bir saldırıysa nereden gelirse gelsin bu tür kalleşçe saldırıları nefretle reddettiğimiz ve biran önce sona erdirilmesini arzu ettiğimizi söylemek istiyorum”