Basın Açıklaması

CHP Sözcüsü Birgül Ayman Güler, “Sayın Gürsel Tekin’den başka MYK’dan istifalar olduğu haberleri tam bir asparagastır” dedi.

03 Mayıs 2012 - Perşembe

-“Sayın Genel Başkan yazılı veya sözlü hiçbir MYK üyesinin istifasını istemedi. Bunu ima bile etmedi. MYK’da düzenleme yapacağını da söylemedi”

İletişim Koordinatörlüğü ( Ankara ) – CHP Sözcüsü ve  Genel Başkan Yardımcısı Birgül Ayman Güler Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başkanlığı’nda  yapılan MYK toplantısından sonra basın toplantısı düzenleyerek MYK’nın gündemi hakkında açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Güler’in açıklamaları ve sorulara verdiği yanıtlar şöyle ;

“Değerli basın mensupları iyi akşamlar.

Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında toplandı ve gündemindeki konuları her hafta olduğu gibi değerlendirdi. Öncelikle tüm üyelerimize ve kamuoyumuza müjde olarak vermek isteriz ki, bir yıldan buyana çalıştığımız bir iş sonuçlandı. Gençlik Kollarımız Sosyalist Enternasyonalin Paraguay’da yaptığı toplantıda Uluslararası Sosyalistler Birliği Dünya Kongresinde bu birliğin asıl üyeliğine kabul edildi. Böylece CHP gençliği bundan sonra her konuda sesini yalnızca ulusal platformda değil, aynı zamanda uluslararası platformda daha etkili bir şekilde duyuracak diye umuyoruz.

İkinci olarak Merkez Yönetim Kurulu geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen iki önemli toplantının sonuçlarını değerlendirdi. Birisi Bosna Hersek’e yapılan ziyaret. İkincisi de İstanbul’da gerçekleştirilen Kuzey Afrika ve Arap ülkelerinde yaşanan Arap baharına ilişkin uluslararası toplantıydı. Bu toplantı çok geniş katılımla gerçekleştirildi ve Bosna Herkes gezisiyle beraber bu Arap baharı konferansı diyelim bizde verilmiş olan ismi kabul ederek. CHP’nin uluslararası çalışmalarında çok somut adımlar attığının kanıtı oldu. Bu çalışmalar aynı zamanda yurtdışı örgütlenmemizle birleşir. Şimdiye kadar Avrupa ülkelerinde var olan temsilciliğimiz bundan böyle Latin Amerika ülkeleri de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanına doğru genişletilecek.

Bugün MYK’nın tartışmalarında bizim özellikle uluslararası alanda bütün gelişmelere müdahil olma, yön verme ve varlık gösterme bakımından hem yapısal, hem fonksiyonel çalışmalarımız odaklı oldu diyebilirim.

İçeriye dönük olarak son günlerde yaşadığımız iki olay elbette uzun uzun değerlendirildi. Bunlardan bir tanesi tiyatrolara yönelen iktidar saldırısı. Bir diğeri de çocuklarımızın hükümet sütünden zehirlenmesi.

Tiyatrolara yönelik olarak gerçekleştirilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi partisinin gençlik kongresinde yaptığı konuşmayla ortaya çıkmıştı. Biliyorsunuz dedi ki, şehir tiyatrolarına ne gerek var özelleştiririm gider. Ve öğrendik ki hemen akabinde yapılan bakanlar kurulunun gündemine bu konu gelmiş. Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki tavrı çok açıktır. Cumhuriyet Halk Partisi sanatın desteklenmesi devletin temel görevleri arasındadır diye düşünür. Ama sanat örgütlenmesinin özerk yapılandırılması üzerine de kafa yormak gerektiğini ileri sürer. Fakat Cumhuriyet Halk Partisinin politikaları arasında tiyatroları özelleştirmek diye bir çözüm yolu yoktur, bunu kabul edilmez görür. Tiyatroları özelleştirmek tiyatroları kendi yağıyla kavurulur hale getirmek, yani özgürleştirmek ya da serbestleştirmek değildir. Aksine siyasi iktidarın sponsor olma, finansal yardımda bulunma yöntemleri sayesinde kendi amacı doğrultusunda yönlendirilme modelidir. Tiyatroyu özelleştirmek gerçekte bu hükümetin ideolojisine uygun sözde sanat yaratmaktan ibarettir. Biz siyasi iktidarın her yeri ele geçirme çabası içinde olduğunu biliyoruz. Bunu sizlerle çok sık paylaştık. Orduyu, yargıyı, üniversiteyi, bürokrasiyi, aileleri, sivil toplumu ama her yeri. Şimdi demek ki AKP iktidarı kendi despot yönetimini sanat dünyasına yaygınlaştırmak istiyor. Sanatçıların bu kararlara ve bu fevri, plansız ve bir adamın ağzından çıkmış sözlere karşı gösterdikleri direniş bizim ilk günden buyana desteklediğimiz direniştir. Bu direnişi destekleme konusunda Merkez Yönetim Kurulu şimdiye kadar sürdürdüğü çabayı daha etkili bir şekilde sürdürme kararı aldı.

Bugün sizleri kutlarım. Ama aynı zamanda acaba kutlamalı mıyım? 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü günü için söyleyecek sözlerimiz var. Bağımsız ve özgür basının desteklenmesi amacıyla 1993 yılından buyana 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü günü. Dünya basın günü değil. Basın özgürlüğü günü olarak kutlanıyor. Sınır tanımayan gazeteciler örgütüne göre Türkiye’deki durum bu açıdan son derece kötü. Freddie Mouse’un raporuna göre Türkiye basın özgürlüğü konusunda 197 ülke arasında 117. sırada. Türkiye ekonomisi itibariyle 17. büyük ülkedir diyenlere duyurulur.

Tutuklu gazetecilerle dayanışma platformuna göre cezaevlerinde 30 Nisan 2012 itibariyle 91 gazeteci bulunmakta. Gazeteciler hakkında açılmış dava sayısı 10 bini geçmiş durumda. Sınır tanımayan gazeteciler örgütünün verilerine göre 2012’nin ilk 4 ayında 21 gazeteci öldürüldü, 161 gazeteci ise hapse atıldı. Dünyanın karnesi bizim karnemiz gibi ne yazık ki parlak değil. Ama bizim karnemiz dünya karnesinde en kırık notları içeren karne.

Birleşmiş Milletler ve UNESCO 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü günüyle ilgili bir ortak mesaj yayınladı. Mesajda ifade özgürlüğü en değerli haklarımızdan birisidir. Tüm diğer özgürlüklerin temelidir. İnsan onurunun temellerinden birini oluşturur. Özgür, çoğulcu ve bağımsız medya her özgürlüğün kullanımında zorunludur deniyor. Bu sözlere tüm kalbimizle katılıyoruz. Ve elbette o büyük soruyu soruyoruz. Peki Türkiye’de durum öyle midir? Yine de basın özgürlüğü adına bu en temel hakkımız adına, yani aslında halkın haber alma hakkı adına ben sizleri yürüttüğünüz bu meslek için Merkez Yönetim Kurulumuz adına kutluyorum.

Türkiye’de yaşadığımız süt sorunu üzerinde özenle durmamız gereken sorun. Yüzlerce, binlerce çocuğumuz süt nedeniyle sağlığı tehlike altında olan hastalara dönüştüler. Yüzlerce, binlerce annenin, babanın yüreği sızladı. Çocuklarımızın sağlığıyla oynayan bakanlar hatalarını kabul edip sorumluların yakasına yapışacağına bizim için inanılmazdır işi pişkinliğe vurdular. Başbakan Yardımcısı, çocuklar ilk kez süt içtiği için dozu fazla geldi dedi. Tarım gıda bakanı, çocukların bünyelerinin süte karşı hassas olduğunu söyledi. Milli eğitim bakanı da zehirlenme olmadığını, süt içen çocukların midesinin bulandığını açıkladı. Bu açıklamalar vicdanı olan yöneticilerin yaşadığı herhangi bir ülkede dile getirilmez. Devlet yönetmek gerçekten ciddiyet ister ve çocuklar ciddiyet konusunun en önemli başlıklarından biridir. Devlet yönetmek sorumluluk ister ve çocuklar sorumluluk duygusunun en önemli konularından biridir. Öğrencilerimize süt dağıtımını yüzüne, gözüne bulaştıran bu bakanların açıklamaları gösteriyor ki, bu hükümette ne ciddiyet var, ne sorumluluk. Türkiye’yi sözüm ona dünyanın en çok sözü geçen ülkelerinden biri yaptık diyenler, Türkiye dünyanın 17. büyük ekonomisidir diyenler, okullarımızda kendi elleriyle dağıttıkları sütle çocuklarımızı zehirlediler. Bunun hesabının verilmesi gerekir. Buna mazeret bulunmaması gerekir ve sorumluların, özellikle siyasi sorumluların istifa etme erdemini göstermeleri gerekir.

Bu sözlerin üstelikte bir tarım ülkesinde Türkiye’de sarf edilmiş olmasına ayrıca dikkat çekmek gerekir. Bakanların ifadesiyle ilkokul yaşına gelmiş çocuğa bir kez bile süt içerememiş bir ülkenin ekonomisi dünyanın 16. büyük ekonomisi olsa ne olur, olmasa ne olur? Bu kadar pişkinlik, bu kadar sorumsuzluk yeter. Artık herkes Türkiye’nin nasıl yönetildiğini açıkça görmeli. AKP’li bakanları çocuklarımızın sağlığıyla oynamamaya ve sorumlu davranmaya çağırıyoruz. 10 yıldan beri iktidarda olan AKP’nin bakanları süt hassasiyet yarattı, ilk kez içiyorlardı çocuklar mideleri bulandı. Bu sözleri söylerken utanmalılar.

Bugünkü gazetelerin manşetleri, haberleri AKP’nin bu konudaki acziyetini kamuoyunu yanıltma çabalarını net olarak ortaya koydu. Basın yayın organlarımıza bütün kalbimizle bir kez daha sesleniyoruz. Ne olur hiç olmazsa bu konuda hükümetin yaptığı hatayı abartın demiyoruz ama olanca çıplaklığıyla yazın. Biz muhalefet olarak denetim görevimizi yapıyoruz ama basın, özgür basın muhalefetin en az muhalefet partisi kadar önemli ayağı. Bir daha hiç kimse, hiçbir bakan, hiçbir başbakan yardımcısı, hiçbir başbakan böyle bir hataya izin vermeyecek biçimde çalışsın. Yazın, söyleyin öyle olsun. Bundan sonra böyle şeyler tekrarlanmasın.

Çocuklarımıza, annelerine, babalarına, ailelerine geçmiş olsun diyoruz. Hükümeti acil ve ciddi önlemler almaya, kontrolleri, denetimleri sorumluluk bilinciyle yapmaya, ailelerin endişesini gidermeye ve bir kez daha çocuklarımızın sağlığıyla oynamamaya çağırıyoruz. Böyle bir çağrıyı yapmak zorunda kaldığımız içinde çok üzgün olduğumuzu söylemeliyim.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin gündemi çok yoğun gerçekten. Cumhuriyet Halk Partisinin koşuşturmacası ülke genelinde ve uluslararası arenada son derece yoğun. Bu çalışmaların içerisinde bugün medyada sık sık haber olarak geçen konu ve sizin merakla beklediğiniz konuya gelince. Merkez Yönetim Kurulu üyemiz ve Genel Başkan Yardımcımız Sayın Gürsel Tekin istifasını Genel Başkanımıza sunmuştur. Biz Merkez Yönetim Kurulu toplantısındayken bazı basın yayın organlarında başka istifalarında olduğu haberlerini toplantı sırasında aldık. Bunlar tümüyle asparagastır, gerçeklikle herhangi bir ilişkisi yoktur. Biliyorsunuz tüzüğümüze göre Merkez Yönetim Kurulu üyeleri görevlendirmek veya görevden almak Sayın Genel Başkanımızın yetkisindedir. Bu yetki Merkez Yönetim Kurulunda ya da başka bir organda değildir. Dolayısıyla istifa konusu Merkez Yönetim Kurulunda belli bir karara varmak amacıyla görüşülmemiştir. Bu konuya ilişkin gelişme Genel Başkanımız tarafından elbette kamuoyuyla paylaşılacak.

Bizim açıklamalarımız bu başlıklardan ibaret. Sorularınız varsa alayım.

Soru: Bütün bu değerlendirmede Kemal Kılıçdaroğlu’nun aldığı tutum neydi acaba? Yani hangi yönde kabul edecek mi istifasını Gürsel beyin?

Birgül AYMAN GÜLER- Genel Başkanımız kendisi bunu açıklayacaktır.

Soru: Genel Başkanın kabul etmemek gibi bir yetkisi var mıdır? Yoksa istifa tek taraflı bir karardır. Mutlaka kabul edilmesi gerekir diyebilir miyiz Gürsel bey geri çekmediği sürece?

Birgül AYMAN GÜLER- Doğru söylüyorsunuz istifa tek taraflı irade beyanıdır. Ama tüm kamu kurumlarında ve tüm örgütlenmelerde istifa bir makama sunulur. Bu makamın kabulü ile yürürlük kazanır. Elbette bu makam reddettiği halde istifa eden kişi bunda direnirse sonuç bellidir. İstifa kabul edilmiş sayılır.

Soru: Efendim Sayın Gürsel Tekin’in istifasıyla ilgili bugün bazı medya organlarında, internet sitelerinde haberler ortaya çıktı. Özellikle Büyükşehir belediye başkanı Sayın Melih Gökçek’in bazı iddiaları vardı. Gürsel Tekin’le Mustafa Sarıgül’ün bir parti kuracağı yönünde bir iddia ortaya attı. Böyle bir iddiaya siz nasıl bakıyorsunuz bir. İkincisi, böyle bir gelişme ya da oluşuma CHP nasıl bakıyor?

Birgül AYMAN GÜLER- Tam bir Melih Gökçek iddiası olarak bakıyorum. Nedense AKP’liler, AKP’li belediyeciler ya da merkezi yöneticiler CHP’yi belli bir yöne doğru itmek için çok özel bir çaba gösterirler ve bundan da çok zevk alıyorlar. Bazı basın yayın mensupları ve köşe yazarları da bu tavra çok yakın davranıyorlar. Böyle bir şeyi Melih Gökçek söylediğine göre ona sorulmak gerekir. Bence gerçekle yakın uzak hiçbir ilişkisi yoktur.

Soru: İstifa geri çevrilmedi mi efendim?

Birgül AYMAN GÜLER- İstifa Genel Başkana sunulduğu için istifa Merkez Yönetim Kurulunda görüşülmediği için bu konuda bilgi vermem mümkün değil.

Soru: Kemal beyin açıklama yapacağını söylediniz. Acaba ne zaman yapacak?

Birgül AYMAN GÜLER- Açıklama yapacaktır demedim. Bu konuyla ilgili karar yetkisi MYK’da değil, Genel Başkanımızdadır dedim. Dolayısıyla bunu açıklayacak olanda kendisidir dedim.

Soru: Efendim MYK karar yetkisinde değil dediniz ama elbette bunun detayları konusunda konuşmuşunuzdur. Kamuoyunda da pek çok iddia var. MYK üyeleri arasında da bir anlaşmazlık olduğuyla ilgili. Nasıl değerlendiriyorsunuz? MYK’da bu konuda neler konuşuldu?

Birgül AYMAN GÜLER- Enteresan gelişmeler var gerçekten. O hep deniyor, konuşuluyor, söyleniyor, dedikodusu var diyorsunuz ya. Geçtiğimiz günlerde de bir başka MYK üyesi arkadaşımız falancaları tasfiye edeceğiz diye bir açıklama yaptı diye yazdı bir gazete, köşe yazarı. Ondan sonra ya ben aslında şunu şöyle yazmışım ama böyleymiş diye tuhaf bir açıklama yaptı. Eğer CHP’ye yön vermek isteyen bu bence son derece tarafgir ama CHP’den yana taraf değil. Gazetecilerin her söyledikleriyle hareket edecek olsak herhalde biz işimizi yapamayız.

Soru: 5 kişi, üyenin istifa ettiği söylentisi. Siz bunu reddettiniz yani doğru değil asparagas dediniz ancak…

Birgül AYMAN GÜLER- 5 kişi diye mi dedikodu çıktı?

Soru: Yani CHP’ye tarafgir olan bir sitede böyle bir haber çıktı. Ayrıca o sitede yine şöyle deniyor. Tüm MYK’dan sözlü olarak istifasını aldığı ve önümüzdeki günlerde komple bir MYK değişikliği mesajı verdiği…

Birgül AYMAN GÜLER- Hayır.

Soru: Böyle bir Genel Başkanın beyanı olmuş.

Birgül AYMAN GÜLER- Hayır. Sayın Gürsel Tekin’den başka istifa eden olmadı. Sayın Genel Başkan hiç kimsenin istifasını sözlü ya da yazılı olarak istemedi. Bir MYK yenilenmesi yapma niyetim var diye herhangi bir açıklama yapmadığı gibi imada da bulunmadı.

Teşekkür ederim.